Genel

Hayat Ağacım Ne Haldesin ?

Funda Gül Toman Psikolojik Danışman/ODTÜ	Yazar/ Nöroebeveynlik Funda Gül Toman Psikolojik Danışman/ODTÜ Yazar/ Nöroebeveynlik 26.12.2025 134 görüntülenme
Hayat Ağacım Ne Haldesin ?
Psikolojide psikodinamik bağlamda ağaç, bireyi simgeler. Kendiliğimizi temsil eden bir ağaç betimlediğimizde, tüm yaşam artık gözümüzün önündedir. Hayat ağacımız ne fırtınalar görmüş, zorlu koşulların üstesinden nasıl gelmiş, kökleri, gövdesi ve dalları ile benliği nasıl gelişmiş? Güçlü kaynaklar, güvenilecek dağlar ve geleceğe dair alınması gereken önlemler yaşam ağacımızda kendini ele verir. Ve illaki bir farkındalık katar hayatımıza…
Ve şimdi siz bir yaşam ağacına dönüşseniz nasıl bir ağaç olurdunuz? Kökleriniz, gövdeniz, dallarınız nasıl şekillenirdi? Lütfen hayal edin… Sizi temsil eden ağacınız nerede, nasıl bir ortamda yaşıyor olurdu? Tek başına mı? Yoksa farklı türden ağaçlarla birlikte mi?
Kırık dalları ya da yaralı bir gövde mi canlandı zihninizde? Zorlu hava koşullarında nasıl ayakta kalabildi?
Jung’a göre ağaç arketipsel bir semboldür ve insanın benliğini temsil eder. Daha açık bir ifadeyle kendi özü olma yolculuğunu; bireyleşme sürecini simgeler.
Yeryüzüne Dokun adlı eserinde Kızılderililerin doğayla iletişimini ele alan Mcluan (2001) şu ifadelere yer verir: “Ağaçların konuştuğunu bilir miydiniz? Evet, konuşurlar. Birbiriyle konuşurlar ve eğer dinlerseniz sizinle de konuşacaklardır. Asıl sorun beyazların onu dinlememesidir. Oysa ben ağaçlardan çok şey öğrendim. Bazen hava, bazen hayvanlar ve bazen de Yüce Ruh hakkında…”
Evet, doğanın çocuk yetişkin ayırt etmeksizin sunduğu hediyeleri hissetmeyen yok gibidir. İçimiz daraldığında gözlerimiz her daim gökyüzüne çevrilir. Ruhumuz ancak böylelikle derin bir nefes alabilir. Sıcakladığımızda bir ağaç gölgesi esenlik oluverir. Hüznümüzü, kimselere diyemediğimiz yasımızı yatıştıran, usulca ayaklarımıza dolanan bir sokak kedisidir.
Yürürken aniden bastıran yağmur damlaları buhuruyla tüter koku reseptörlerimizde… Saçlarımıza düşen damlaların tınısı terapötik sakinliği de beraberinde getirir. Koku hafızamız duyu organlarımız içinde ilk sıradadır. Anlık bir koku bizi ötelere, geçmişe, hatta çocukluk anılarımıza kadar götürebilir. Koreli yazar Han (2024), Zamanın Kokusu adlı eserinde şöyle der:
"Zaman her biri farklı renkte, farklı kokuda, farklı ısıdaki nesnelerle dolu yüzlerce kapalı şişeye sıkışır. Koku duyusu, hatırlama ve yeniden diriltme organıdır. Kokular ve tatlar geçmişin en derin köşelerine kadar uzanır. Tek bir koku çoktan kaybedildiğine inanılan koca bir çocukluk evrenini diriltebilir.”
Ve zamanın kendini hatırlatan tınısı, kokusu, tadı, tenimizi okşayan rüzgârı dört duvar arasında sıkışıp kaldığımız betonarme evlerimizden değil, doğadan gelir. Aslında doğa bizi her daim kuşatmıştır da ona direnç gösteren konforlu hayatından çıkamayan minicik insan tanesidir. En güzeli de düştüğümüzde, çaresiz hissettiğimizde, en yakınımızdakiler dahi bizi anlamadığında doğa eleştirmez, yargılamaz ve bize öfkelenmez. Ona ne kadar hoyratça davransak da her daim şifa dağıtmaya devam eder. Tabiatın bu gücünden faydalanmak ona hak ettiği saygı ve özeni göstermekle başlar. Topraktan, havadan, sudan aldığımız kadarını vermekle... Doğa kendisine özen ve sevgi göstereni hiç hayal kırıklığına uğratmamıştır.
Çocuklar nazenindir ve doğayla irtibatları doğumdan itibaren en güçlü haliyle mevcuttur. “Doğa sevgisi” kalbin atmaya başlamasıyla onların özüne çoktan bahşedilmiştir. Tabiatın güçlü aurasından kaçabilenler, kendini yapay dünyaya zincirlemiş yetişkinler olabilir ancak. 2 yaşında bir çocuk, annesinin korktuğu bir örümceğe hayranlıkla bakıp eline alabilir. Rengarenk çiçekler, otlar, ağaç dalları, çimenler ve daha nicesi onun için keşfedilmeyi bekleyen koca bir alemdir.
O halde ebeveyn tabiatla olan temasına önce kendisi mercek tutmalıdır... Gökyüzünün, dağların, suların, mahallemdeki zeytin ağaçlarının, bir hayvan canlısının bendeki yansıması nedir? Bir ağaç dalını yanından geçerken kolayca koparabilir miyim? Mis gibi kokan gül, sadece benim yakama süs, vazoma çiçek mi olsun isterim? Toprağa, çamura, bir hayvana dokunup özüne yolculuk yapan evladıma “dur! dokunma, üstünü yine kirleteceksin! mi derim.
Doğa benim için ne ifade eder? Oturduğum sandalye bir ağacın gövdesi idi. Aldığımı ne kadar geri verebildim? Bir fidan tanesi dikmek hiç aklıma gelmiş miydi?
Kalbim atmaya devam ediyorsa, hala vakit var demektir. Belki de henüz insan tanesi olmaya çalışan yavrumla doğayı keşfetmek ve ona minnetle teşekkür etmek için yapacağım bir doğa gezintisi nelere gebe olur kim bilir…

Kaynakça
Han, B. (2024). Zamanın Kokusu.
Mcluhan, M. (2001). Yeryüzüne Dokun.